TARİH YAKICILIĞI İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

ŞEHNAMECİLİK
Şehnamecilik, büyük şahısların hayat hikayesini anlatan yazılar ve metinlerdir. Bu metinler genellikle manzum şekilde yazılmıştır. Bu tarz tarih yazıcılığı daha çok Türk, Iran ve Hint topraklarında gelişmiştir. Örneğin, Türk tarihinin bilinen en eski destan kahramanlarından birisi Alp Er Tunga’dır. Alp Er Tunga MÖ VII. asırda Türk – İran savaşlarında ün kazanmış, İran ordularını defalarca mağlup etmiş büyük Türk hüküm¬darıdır. Alp Er Tunga Destanı’nda bu büyük kahramanın hayat hikayesi, başarıları ve öldürülüşü anlatılır.
Yukarıdaki manzum anlatım devam edip gitmektedir. Alp Er Tunga’nın kahramanlıkları Türk halkı ile kendinden sonra gelen Turan hükümdarları üzerinde etki etmiştir.

Atatürk kütüphanesinde çalışırken

Batı dünyası, Türklerin Anadolu coğrafyasına girip burayı Türkiye haline getirmeye başladıkları tarihlerden itibaren, kendilerinin 1815 Viyana Kongresi’nde adını koydukları ve siyasi literatüre soktukları Şark Meselesi’ni uygulama alanına koymuştur. Burada hedef sadece devlet olmamıştır, bütün Türk varlığı olmuştur. Türk milleti ve vatanını hedef alan iftiralar yöneltilmiştir.
Bu iddiaları şöyle sıralamak mümkündür:
1. Türklerin sarı ırktan oldukları, dolayısıyla Avrupalılara göre ikinci sınıf insan sayılmaları gerektiği
2. Türklerin medeni kabiliyetten mahrum oldukları, dolayısıyla medeniyet düşmanı oldukları
3. Türklerin yaşadıkları toprakların kendilerine ait olmadığı iddialarıdır.
Bu iftiraların sahibi olan Batı dünyası, Türklerin önce Avrupa ve Balkanlardan, daha sonra da Türkiye’den tamamen atılmaları, yok edilmeleri gerektiğini düşünüyordu. İngiliz devlet adamlarından Gladston, Batının gerçek niyetini, ‘Türklerin kötülüklerini kaldırmanın tek bir çaresi vardır, o da yeryüzünden vücutlarının kaldırılmasıdır.” sözleriyle ortaya koymuştur.

ATATÜRK’ÜN TÜRK TARİH TEZİ

Tarih, milletlerin hafızasıdır. Milletler, tarih içerisinde teşekkül ederler ve tarih şuuru sayesinde varlıklarını devam ettirirler. Tarih şuuru, tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak demektir. İnsan tarih olaylarını manalı bir bütün içindeki parçalar halinde gördüğü anda tarih şuuru kazanmış olur. Bu şuurdan, mahrum olan milletler, milli birlik ve beraberliğini de koruyamazlar. Milli birliğini tesis edememiş milletlerin yaşaması mümkün değildir.
Tarihe baktığımız zaman, tarih şuuru, dolayısıyla da milli şuurun zayıf olduğu dönemlerde hem siyasi hem de sosyal alanda meselelerin hat safhaya çıktığını görüyoruz. Tarih şuuru olmayan aydın ve devlet ricali varlık sebebi olan milletine yabancılaşmış, başka kültürlerin, dolayısıyla milletlerin etkisine girmiş, kendine güven duygusunu kaybetmiştir. Kendine güven duygusunu kaybeden aydının milletine hizmet etmesi, yol göstermesi mümkün değildir.
Türk tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Ancak, Muştafa Kemal Atatürk’e kadar bu geniş ve köklü tarihimiz  gerektiği gibi araştırılıp ortaya konulamamıştır. Osmanlı döneminde, diğer sosyal ilimlerde olduğu gibi tarih konusunda da yeterli gelişme sağlanamamıştır. Dolayısıyla, başta aydınlar olmak üzere insanımıza  tarih şuuru verilememiştir. Bu ise hızla ilerleyen ve bu  gelişmeyi geri kalmış toplumları ezmek için kullanan ‘ Batılı devletler karşısında bir eziklik, kendine güvensizlik yaratmıştır.

MİLAT

Doğum, başlangıç demektir. Hz. İsa’nın doğumu (0) kabul edilerek tarih yeniden zamana göre sınıflandırılmıştır. 0 (sıfır)’dan önceki döneme MÖ denirken, O’dan (sıfır) sonraki döneme MS denmiştir. Bu tanımlama Hristiyan dünyası tarafından yapılmış ve dünya toplumlarının ve devletlerinin de birçoğu bugün bunu kabul etmiştir.

HİCRET

Göç, yer değiştirme anlamındadır. Bir kişinin ya da toplumların doğup büyüdükleri, yaşamlarını devam ettirdikleri köy, kasaba, şehir ya da memleketlerinden isteyerek veya değişik nedenlerle göç etmesidir. Hicret kavramı daha çok İslam dünyasında kullanılmaktadır. Hz. Muhammed’in Mekkeli müşriklerin baskısından uzaklaşmak, dinini yaymak ve yaşamak amacıyla Miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye göçüne hicret denmiştir.

TARİHİ OLAYLARI DEĞERLENDİRİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR

Tarihi olaylar pozitif bilimler gibi deney ve gözleme dayanmaz. Bu nedenle objektiflikte zorlanılmaktadır.  Bir tarihi olayı değerlendirirken öncelikle yaşandığı dönem göz önüne alınmalıdır. Örneğin İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet neden karadan ve denizden kuşattı da uçaklarla bombalamadı diyemeyiz.
Yine tarihi olayın yaşandığı dönemin sosyokültürel özellikleri de göz önüne alınmalıdır. Örneğin; OsmanIı’nın kuruluşunda atlı göçebe toplumdan hemen tam teşekküllü devlet geleneği beklenemezdi.
Ekonomik şartlar devletlerin kurulmasında toplumların gelişmesinde son derece önemlidir. Örneğin Milli Mücadele yılları yokluk yıllarıdır. Buna rağmen Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde büyük mücadele verilmiştir. Biz bugün Kurtuluş Savaşı’nda neden kağnılar kullanıldı, motorlu araçlar kullanılmadı, dersek doğru bir değerlendirme olmaz.
Coğrafya ve coğrafi şartlar da tarihi olaylarda önemlidir. Bir olayın yaşanması için coğrafi mekanın olması gerekir. Ayrıca gerek savaşlar gerekse diğer etkinliklerde coğrafi konum ve şartlar elverişli olmalıdır.

Rumi Takvim ve Miladi Takvim

Mali takvim diye de adlandırılan bu takvimin yapılma¬sının nedeni Osmanlı Devleti’nde bütün resmi ve dini işler Hicri takvime göre yapılıyordu. Miladi takvimle arasındaki 11 günlük fark nedeniyle dış ticarette problemlere neden oluyordu. Bu nedenle 1678’de sınırlı olarak Rumi takvim yürürlüğe kondu. 1839’da bütün resmi ve mali işler Rumi takvime göre yapılması karara bağlandı.
1870 yılına kadar Rumi takvimin yanına Hicri takvim de konulmuştur.
Rumi takvim aslında Bizans İmparatoru Jüstinyen zamanında hazırlanan Bizans takvimidir. Mart ayı yılbaşıdır. Miladi takvimle arasında 584 yıl fark vardır. Güneş yılı esaslıdır.
Rumi takvimde yıl; Mart. Nisan, Mayıs, Haziran, Tem¬muz, Ağustos, Eylül, Teşrinievvel, Teşrinisani, Kanuni evvel, Kanuni sani ve Şubat aylarından oluşmaktadır.
Cumhuriyet döneminde 1926’da Miladi takvimin kabulüyle bütçe iradi dışındaki bütün resmi işlerde Rumi takvim kaldırılmıştır. 1 Mart mali yılbaşı 1982’de kalpı dirilmiş ve 1 Ocak 1983’ten itibaren mali yılbaşı 1  Ocak olarak uygulanmaya başlanmıştır.
E. MİLADİ TAKVİM
Miladi; doğum demektir. Hz. İsa’nın doğumu (0 Milad) başlangıç kabul edilmiştir.
1917’ ler de sosyalizm rejimi insanları kurtaracak denirken 1991’de Sovyetlerin çöküşü ile sosyalizmin ideal anlamda olamayacağı anlaşılmıştır.

HİCRİ TAKVİM ve CELALİ TAKVİM

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle birlikte kullandıkları takvimdir. Hicri takvimde Ay’ın dünya çevresinde 12 defa dönüşü esas alınmış ve bu tam dönüşe “Ay Yılı” denilmiştir.
Hz. Muhammed’in Mekke den Medine’ye göçünü (M.S 622, Temmuz 16) başlangıç kabul edilmiştir. Hz. Ömer Döneminde oluşturulmuş ve kullanılmaya başlanmıştır.
Ay Yılı 354 gündür. Bu nedenle Miladi Takvimle aradaki fark 11 gün 6 saattir. Yılbaşı her yıl 11 gün önce olmaktadır.
Günümüzde İslam dünyası dini gün ve törenlerini Hicri Takvime göre yapmaktadır.
C. CELALİ TAKVİM
Büyük Selçuklu hükümdarı Melik Şahın emriyle ünlü Türk Bilgini Ömer Hayyam’a yaptırılmıştır.
Güneş yılı esaslı olan bu takvim Melikşah’m Celaleddin unvanına izafeten bu adı almıştır.
Yılbaşı, Miladi 21 Mart’tır. 15 Mart 1079’dan itibaren uygulanmaya başlanan Celali takvimi, Melik Şah’ın ölümünden (1092) sonra terkedilmiştir.
Bu takvimde yıl 365 gün 6 saattir.

MEKANA (YERE) GÖRE SINIFLANDIRMA

Coğrafi sınıflandırma da denilen bu tür sınıflandırmada olayların geçtiği yer ve coğrafi sınıflar esas alınmıştır. Bunda da hedef kolay öğrenmedir. Örneğin Asya tarihi, Avrupa tarihi, Yozgat tarihi gibi.

ARAŞTIRMACI (BİLİMSEL) TARİH: Bu tarih anlayışı günümüzde benimsenen çağdaş tarih anlayışıdır. Aktarılan olayların belgelere dayandırılması esastır.
Olaylar, niçin ve nasıl sorusuna cevap verecek şekilde anlatılır. Sonuçlardan yola çıkılarak bilimsel yorumlara yer verilir.
Bu tür sınıflandırma insanların faaliyet gösterdikleri alanlara göre yapılmıştır. Konuya göre sınıflandırma diğerlerine göre daha dar çerçevelidir.
Sosyal Tarih: Toplumsal olayları inceler.
Siyasal Tarih: Devletler arası ilişkileri inceler.
İktisat Tarihi: Toplumların ekonomik ve ticari etkinliklerini inceler.

TÜRK YILI HESABI

Lu (Ejder) Yılı: Bu yıla bazıları Nehak, balık yılı da demişlerdir. Bu yılda halk arasında düşmanlık, fitne, çatışma ve savaşlar olur. Yaz günleri yıldırım ve gök gürültülü yağmurlar, kışın da tipi ve kar olur. Ağaçları soğuk çarpar.

İlan (Yılan) Yılı: Bu yılda yazın yağmur az yağar. Havalar kurak olur. Çoğu yerde açlık ve kıtlık olur. Kışın kar az yağar, rutubet olur. Halk arasında kaygı ve hasret olur.

Yund (At) Yılı: Yund yılı denilen bu yılda yazın hava ılık olur. Yağmurlar fazla yağar. Buğday ve meyveler boldur. Kışın kar fazla yağmaz. Dört ayaklı hayvanlara hastalık bulaşır. Hükümdarlar ve halk arasında savaş ve kavgalar çıkar.

Koy (Koyun) Yılı: Bu yılda yaz sıcak olur. Kışlar soğuk ve uzun geçer. Halk arasında zenginlik ve rahatlık olur. Hükümdarlar arasında savaş başladığı halde barış çabuk sağlanır. Ancak deniz ve gemilerde felaketler olur.

Biçin (Maymun) Yılı: Halk arasında haset ve düşmanlık olur. Yazın yağmur, kışın kar çok olur. Halk arasında hastalıklar yayılır. Hayvanlar arasında deve ve atlar hastalığa yakalanır.

Taguk (Tavuk) Yılı: Bu yılda yaz yağmurlu ve sıcak geçer. Buğday ve çeşitli meyveler çok olur. Darı ve kara buğdaylar erken dikilmelidir. Hamile kadınlara ağırlık gelir.

TÜRK YILI HESABI

Türk alemi güneş yılını kendine has bir usulle yürütmüş, her yılı bir hayvan ismiyle adlandırmıştır. Söz konusu hayvanın huyu ve özellikleri üzerine yorumlar getirmiştir. Hayvanların hepsi on iki olup hepsine hakim olurlar, on iki yılda hayvanın ismi bir defa gelir. Bu usul şemsiyenin başı “Hamapdan, yani Mart’tan başlar.

Sıcgan (Fare) Yılı: Bu yılın ilk aylarında ve ortalarında ferahlık, halk arasında hoş hâl ve zenginlik olur. Ama yılın sonbaharında halklar ve yöneticiler arasında fitne başlar. Kışın salgın hastalıklar olur. Yaz günleri yağmurlu olur. Sıçanlar çok olur ve buğdaylara hücum ederler.

Ud (Sığır) Yılı: Bu yılda havalar yıldırımlı olur. Gök gürültülü yağmurlar olur. Kışın kar çok yağar ve tipiler çok olur. Kış uzun sürer. Buğday ve her çeşit meyve çok olur.

Bars (Pars) Yılı: Bu yılda halk arasında düşmanlıklar artar. Yöneticiler çok adaletsizlikler yapar. Hükümdarlar arasında geçimsizlikler artar. Sükunet sağlanamaz. Yazın buğday ve meyvelere afet gelir. Kuvvetli depremler olur. Denizde dalgalı tufanlar olur.

Tabışgan (Tavşan) Yılı: Bu yılda her çeşit nimet çok olur. Yaz ve kış sakin geçer. Havalar iyi olur. Bütün halk arasında sükunet ve rahatlık olur.